evettttttt bebe geliyor. yok canım durun panik yapmayın hamile olan ben değilim çok şükür. ben o vazifeyi yeni gördüm daha. 2 yıldır bunun için çabalayan arkadaşlarımızdan aldım haberi. sevinçliyim bu akşam. henüz bi kesecik daha, kalbinin atmasına bile 2 hafta var. ama bu bile başta anne adayı olmak üzere herkesi heyecanlandırabiliyor.
bütün akşam konuştuğumuz tek konu buydu. 3 yıl önce bu zamanlar yaşadıklarımı tekrar yaşadım sanki. çok güzel bi duyguydu gerçekten. umarım tatmak isteyen herkese nasip olur bu duygular.
22 Ağustos 2010 Pazar
4 Ağustos 2010 Çarşamba
lost lost diye sarıldıklarım
lost bitti. tamam kabullendik.
ancak aklımda kalmış sorular vardı. bi kısmını yazmaya başlamışım bi tarihte yenilerini ekleyemeyeceğim şimdi. ancak cevabı olanlar varsa bi zahmet. izlenemeyenler eğer sıpoylır sevmeyenler derneği üyesiyseniz uyarıym: okumeyvering akideş.
buyrun:
black rock nasıl geldi adanın ortasına? bi de o koca ben diyim beton sen de taş heykele çarpınca heykelin bi tek ayağı sağlam kaldı ama black rock okunmuş üflenmiş gibi sapasağlam duruyo maşallah. neden acabağ?
taaa ne zamandır aklımda dönen sorulardan biri: hani ilk sezonda kate ve sawyer şelalemsi, göletimsi bi yere daldılardı ya, sanırım polisin çantası/silah filan için. suyun altında bir polis ve eli kelepçeli bi kadın gördülerdi. kimdi kuzum onlar?
neden lock’ın ölüm ilanı ceremi bethım adı kullanılarak verildi?
şu sayıların gizemi ne? neden 5- 7- 13-15-40-49 değil mesela? bu da anlaşılamıyorsa ben daha da bir şey demem zaten. geçen onca zamana yanarım.
ancak aklımda kalmış sorular vardı. bi kısmını yazmaya başlamışım bi tarihte yenilerini ekleyemeyeceğim şimdi. ancak cevabı olanlar varsa bi zahmet. izlenemeyenler eğer sıpoylır sevmeyenler derneği üyesiyseniz uyarıym: okumeyvering akideş.
buyrun:
black rock nasıl geldi adanın ortasına? bi de o koca ben diyim beton sen de taş heykele çarpınca heykelin bi tek ayağı sağlam kaldı ama black rock okunmuş üflenmiş gibi sapasağlam duruyo maşallah. neden acabağ?
taaa ne zamandır aklımda dönen sorulardan biri: hani ilk sezonda kate ve sawyer şelalemsi, göletimsi bi yere daldılardı ya, sanırım polisin çantası/silah filan için. suyun altında bir polis ve eli kelepçeli bi kadın gördülerdi. kimdi kuzum onlar?
neden lock’ın ölüm ilanı ceremi bethım adı kullanılarak verildi?
şu sayıların gizemi ne? neden 5- 7- 13-15-40-49 değil mesela? bu da anlaşılamıyorsa ben daha da bir şey demem zaten. geçen onca zamana yanarım.
30 Temmuz 2010 Cuma
27 Temmuz 2010 Salı
yokluğumda kaç kitap okudunuz?

bloga yeniden ısınma turlarındayım. bi başlık yazıyorum, ertesi gün bi kaç satır eklerim diye kapatıyorum filan. yazmaya çekiniyorum, nedense artık? damarlarımda bütün kötülüklerin anası gezinirken bi cesaret geldi herhalde ki dördüncü cümlemi yazmaktayım. neden çekiniyosam artık? kendimi ifade edemeyiş ezikliği benzer cümleleri evirip çevirip yazmakla nüksediyor. neden çekiniyosam artık? (yuh evirip çevirmeden aynı cümleyi iki cümlede bir kopi peyst ediyorum yahu!).
canım sıkılıyo, terslikler geliyo başıma üstüste bi kaç gündür. terslikleri, mutsuzlukları yazmiyim ki çoğalmasın, kayda geçmesin diyorum. evet evet yazmıyım hakkaten. yalnız güzel tesadüfleri, mutlulukları yazdığım da yok.
neden çekiniyosam artık?
26 Temmuz 2010 Pazartesi
cıvıl cıvıl cıvıldadım uzun bi aradan sonra
çok mayışığım blog çok. iki satır yazasım yoktu allah seni inandırsın. burası için kullandığım epostam, sonracığıma twttr, ff, fs filan da öksüz kaldılar bi süredir. sonra bi epostamı kontrol ediym dedim: amanın o ne? dostlar dürtmüşler arada: hadi bi ses ver gibicesine. enerji verdiler saolsunlar. bir de cıvılımdan bi blogger hatırası aldım ki dün, keyifime keyif kattı.

ne şirin di mi? şipşirin hatta. işbu gördüğünüz şirin maşrapa, cıvılın teee safranbolundan alıp, teee nerden bana yolladığı hediyedir. ve de benim ortama dönüş sebeplerimin önemlilerindendir.
bundan böyle burdayım. hepinizi öpüyorum.

ne şirin di mi? şipşirin hatta. işbu gördüğünüz şirin maşrapa, cıvılın teee safranbolundan alıp, teee nerden bana yolladığı hediyedir. ve de benim ortama dönüş sebeplerimin önemlilerindendir.
bundan böyle burdayım. hepinizi öpüyorum.
konu:
blog kardeşliği
7 Mayıs 2010 Cuma
kilolar geliyor allı yeşilli
bloglarda, ffde, twtte bir rejim mevzusudur gidiyor. her bahar rejim yapıyoruz, kiloları veriyoruz, detox yapıyoruz, pislikleri atıyoruz. yaz sıcağı bitip cağnım sonbahar da geçince verdiğimiz kiloları geri alıp, attığımız pisliklere davetiyeler yolluyoruz: sayın kilolar, yaz bitti, kışın bikini neyim giyecek halim yok, buyrun gelin beni sıcak tutuverin kabilinden. sonrasında kilolar geliyor allı yeşilli, kilolar geliyor lipidleri nazlı. tarih bizi yoyocanlar ve yoyosular olarak yazacak kanımca.
hep aynı şekil kalsak hiç dert olmayacak aslında. kıyafet filan derdine düşüyoruz sonra. bi dar geliyor bi bol geliyor aynı giysiler. bi dönem kıçımızdan düşmesin diye kemerle giydiğimiz pantalonu, bi dönem üstüne uzun gömlek, tişört filanla giyebiliyoruz ki bel bölgesi simitlerimiz ortaya çıkmasın. ha o da şanslıysak tabi. bazen o pantaloncuk basene takılıp kaldığından fermuarı kapatmak bile mümkün olamıyor.
sanırım DONE'de konuşulmuştu bi ara, yerken gözümüzü kapatsak yediklerimizin kalorisi sayılmasa filan ne güzel olurdu diye. böylesi hayalperest isteklerde bulunabiliyoruz kilolar söz konusu olduğunda.
benim kilo vermeyle ilgili tek bi isteğim var; yediklerimizin kalorisi artı hanemize, harcadığımız enerjilerin kalorisi eksi hanemize yazılıyor. buraya kadar OK. peki neden yemediklerimizin kalorisi - hanemize yazılmıyor? örneklendiriyim: mesela rejim yapıcam diye kendimi kasmaktayken arkadaşım tiramisu ısmarlamış ben tiramisuya gizli bakışlar atarak sadece yeşil çay içmişim. bu durumda neden bir dilim tiramisu kalorisi benim - haneme yazılmıyor? yahut sevdicekle bir akşam yemeğinde sevdicek tabak dolusu kalorili mammalarla rakıyı götürürken bendeniz bol salata yiyip sadece şalgam suyu ya da soda içmişsem neden yiyip içmemek için kastıklarımın kalorisi - haneme yazılmıyor arkadaşım. vücut mühendisleri yanlış bir muhasebe yapıyorlar kanımca. daha mantıklı ve işevuruk bir hesaplama olan benim teoriyi kullansalar inanın daha mutlu bi toplum oluruz. daha mutlu olunca da hep olumlu şeyleri çekeriz, kriz işte o zaman teğet geçer bizi. sırtımız yere gelmez diyorum bak. o kadar önemli bi mevzu yani.
hep aynı şekil kalsak hiç dert olmayacak aslında. kıyafet filan derdine düşüyoruz sonra. bi dar geliyor bi bol geliyor aynı giysiler. bi dönem kıçımızdan düşmesin diye kemerle giydiğimiz pantalonu, bi dönem üstüne uzun gömlek, tişört filanla giyebiliyoruz ki bel bölgesi simitlerimiz ortaya çıkmasın. ha o da şanslıysak tabi. bazen o pantaloncuk basene takılıp kaldığından fermuarı kapatmak bile mümkün olamıyor.
sanırım DONE'de konuşulmuştu bi ara, yerken gözümüzü kapatsak yediklerimizin kalorisi sayılmasa filan ne güzel olurdu diye. böylesi hayalperest isteklerde bulunabiliyoruz kilolar söz konusu olduğunda.
benim kilo vermeyle ilgili tek bi isteğim var; yediklerimizin kalorisi artı hanemize, harcadığımız enerjilerin kalorisi eksi hanemize yazılıyor. buraya kadar OK. peki neden yemediklerimizin kalorisi - hanemize yazılmıyor? örneklendiriyim: mesela rejim yapıcam diye kendimi kasmaktayken arkadaşım tiramisu ısmarlamış ben tiramisuya gizli bakışlar atarak sadece yeşil çay içmişim. bu durumda neden bir dilim tiramisu kalorisi benim - haneme yazılmıyor? yahut sevdicekle bir akşam yemeğinde sevdicek tabak dolusu kalorili mammalarla rakıyı götürürken bendeniz bol salata yiyip sadece şalgam suyu ya da soda içmişsem neden yiyip içmemek için kastıklarımın kalorisi - haneme yazılmıyor arkadaşım. vücut mühendisleri yanlış bir muhasebe yapıyorlar kanımca. daha mantıklı ve işevuruk bir hesaplama olan benim teoriyi kullansalar inanın daha mutlu bi toplum oluruz. daha mutlu olunca da hep olumlu şeyleri çekeriz, kriz işte o zaman teğet geçer bizi. sırtımız yere gelmez diyorum bak. o kadar önemli bi mevzu yani.
22 Nisan 2010 Perşembe
oh be!!!
muhabiriniz angara otobüsünden bildiriyor; rahatlamış bi şekilde dönüyorum yuvama. görev tamamlandı. yaşanan bazı aksaklıklara rağmen amacıma ulaştım.
21 Nisan 2010 Çarşamba
and I ride and I ride
ihmal ettim blog seni. yokluğumda ıggyle şenlensin buralar. daha önce canlı performansını koymuştum bu şarkıda. şimdi bonus kliple ekliyorum.
sözlerini bilen bilmeyen eşlik etsin en azından la la la la la la la la kısmında. hadi hep birlikte:
edit: önceki vidyo çalışmamış, yenisini koydum. bu sefer sözleri de var. hadi yine iyisiniz.
sözlerini bilen bilmeyen eşlik etsin en azından la la la la la la la la kısmında. hadi hep birlikte:
edit: önceki vidyo çalışmamış, yenisini koydum. bu sefer sözleri de var. hadi yine iyisiniz.
konu:
yolculuk
19 Nisan 2010 Pazartesi
10 Nisan 2010 Cumartesi
iyi ki doğdun yavrucum!!!
fiziksel olarak büyüyüp gelişeli çok oldu tabi. evlendim, yeni bi ailem oldu, veeeee sonra anne oldum. asıl o zaman anladım bi ailem olduğunu. bir ailem vardı ve ben o ailede anneydim. anne olmayı öğrenmeye başladım. biraz içgüdülerimle biraz da yavrumun bana öğrettikleriyle... artık ergenlikten çıktığımı iyice duyumsuyorum (evet anca!). hayatla daha barışık, daha sevgi dolu, ayakları yere daha sağlam basan, daha güvenli, daha fazla sabırlı, daha fazla hoşgörülü, daha affedici ama gerektiğinde daha cezalandırıcı olmayı öğrendim. hatalarımı gördüm ve ders aldım, yolumu nasıl çizmem gerektiğini anladım.
34 ergenliği noktalamak için geç bir yaş belki ama olsun, geç olsun güç olmasın (ne çok söyler oldum bu lafı. çok kaderci gösterdi beni ama idare ediverin gari). beni büyütenin geçen yıllar değil yavrukuşum (ve onunla birlikte artan sorumluluklar) olduğunu düşünüyorum.
şimdi yapacakları listeliyorum, ne çok şey var yapmak istediğim. yetişemiyorum hayatın hızına, okumak istediğim kitapların, izlenmek istediğim filmlerin sayısı her geçen gün artıyor. ben izleyemeyip okuyamadıkça inadına yapar gibi kitap yazıp film çekiyorlar. bunun yanında bebişim her geçen gün büyüyor, her gün yeni laflarla, hareketlerle beni şaşırtıyor. hızı başımı döndürüyor, yakalamaya çalışıyorum ama hep gerisinde kalıyorum. son sürat koşmalıyım ve sanki hiç uyumamalıyım, belki o zaman anca yetişebilirim hızına diyorum. ama biliyorum ki benim hücreler o kadar hızla bölünmüyor. en iyi yapabildiğim şey şaşakalmak bu hıza.
çok koştum ve hala koşuyorum. artık arada bir güneş gören bi yerde durup bi nefes almalıyım. güneşten nazlı nazlı gelen fotonların beni ısıtmasına izin vermeli, kuş seslerini dinlemeliyim. sonra dönüp bi geri bakmalıyım, aldığım yola. ne kadar gitmişim fark etmeliyim. nerdeyim, nerdeydim, neye gitmeye niyetliyim bi düşünmeliyim.
sonrası? sonrası yine oğluşumun büyüme, benim anne olma ve bizim aile olma maceramıza devam.
7 Nisan 2010 Çarşamba
geç olsun güç olmasın!!!
yahu hayat ne biçim süprizlerle dolu! bugünün nasıl geçeceğine dair bir sürü olasılık vardı kafamda ama hepsinden farklı bi şey oldu. 5 jüri üyesi ve 3 aday buluşacaktı bugün sabah 10da. toplam 8 kişi yani. bu 8in ben dahil 6 sı türkiyenin dört bir yanından ankaraya geleceklerdi. ANCAK eskişehirden (diğerlerine göre en yakın ilden yani) gelecek juri üyesi teşrif etmedi. ve jüri düştü! neden gelmedi/gelemedi? nasıl bir cezai işleme maruz kalacak bilemiyorum. beni pek ilgilendirmiyor. yönetmeliğe göre yapılması gereken en geç 15 gün içinde bu jüri üyesi yerine gelecek yedek jüri üyesiyle yeniden toplanmak. yani 23 nisana kadar yine bir ankara yolu görünecek bana. şu an geri dönmekte olduğum yoldan geri gelicem yani...
her şeyde bi hayır vardır diyorum. 2 kez yolculuk yapıcam ama sanki böylesi daha mı iyi oldu ne?
sersemim biraz gece geç yatmaktan, katettiğim mesafeden, hala yolda olmaktan vs. hayatımı askıya almıştım bir süredir. önümüzdeki 15 günü askıda geçirmek istemiyorum ama.
her şeyde bi hayır vardır diyorum. 2 kez yolculuk yapıcam ama sanki böylesi daha mı iyi oldu ne?
sersemim biraz gece geç yatmaktan, katettiğim mesafeden, hala yolda olmaktan vs. hayatımı askıya almıştım bir süredir. önümüzdeki 15 günü askıda geçirmek istemiyorum ama.
5 Nisan 2010 Pazartesi
her şey çok süper olacak!!!
artık hazır sayılırım. daha da ne yapayım ki zaten. yarın sabah yola koyuluyorum. çantam hazır sayılır, sabaha koyacaklarım var. oğluşumun kokusunu iyi bi içime çektim. onun varlığı bana güç verecek uzaktadan da olsa.
salı, çarşamba ankaradayım blog. iyi haberler bekle benden.
salı, çarşamba ankaradayım blog. iyi haberler bekle benden.
30 Mart 2010 Salı
iyi ki doğdum canım!
dostlar ben 34 oldum bugün... çok şaşkınım. doğum günüm olduğunu biliyorum da ne zaman 34 oldum ona şaşıyorum. 10 lu yaşlarımı hatırlıyorum. 15, 16, 17, 18 filan. sonra yıllar nasıl geçiverdi. boşa geçti onca zaman diye hayıflananlardan değilim ama çok hızlı geçti ya!!!
daha dün çocukken ne çabuk 34 yaşında bir çocuk annesi kadın giysisine bürünüverdim...
daha dün çocukken ne çabuk 34 yaşında bir çocuk annesi kadın giysisine bürünüverdim...
29 Mart 2010 Pazartesi
noluyoz?
konu:
aşk,
hayat,
insan ilişkileri,
üzüntü
27 Mart 2010 Cumartesi
bir delinin blog flütü vol:II
ben istemez miydim her doğan günü kağpediyem kağpediyem diye örötik bir fransız aksanıyla karşılayayım? yanıt veriyorum: isterdim. çok isterdim hem de. sonra havayı koklıyım, ot çöp çayı içiym, hızla kilo veriyim, çocuumla o park senin bu park benim geziym, topu bi ben tekmeliyim bi o tekmelesin modunda saatlerce top oynayalım, amugurumimi örüp blogumda sergiliyim, evimi dekore edip fotosunu çekiyim,"bugün ben ne giydim" diye başlık atıp elim belimde fotolarımı koyim postuma, sonra oturiym şömine önündeki koyun postuna, daha sonra el emeğim hediyeler vereyim dostuma, akşamüstü bi dostla bira içip, akşam kocişimle şarap yudumlıym, hafta sonları bilmediğim yollara düşüp nerde kahverengi tabela var orda vakit geçiriym, nerde çalgı orda galgı tadında takılayım yani.
ama olmadı, beceremedim. ben yapamadım, herkes bi şey oldu anne, ben olamadım.
kafamın iyice dağıldığı, dağıldıkça bazı noktaların netleştiği ve odağımın belli olduğu şu günlerde öyle kıpır kıpırım ki. sanki yarın tatile çıkacak görmediğim bi memlekette muhteşem şeyler yaşayacakmış gibi, ya da doğumhaneye girip yanında minik bir bebeyle yepyeni bir insan olarak çıkacakmış gibi. bahardan mı, güneşte fazla kalmaktan mı, şuursuzlara şuur dağıtacak olmaktan mı acep? yoğusam kafayı direk yemeyip hafif hafif sıyırmakta olduğumdan mı bu masal dünyasında gibi sisler arasında yaşayışım?
yine de şu şuur meselesini abarttım mı ne? evet abarttım. hayatımın yepisyeni bir dönemine girmeme bu kadar az kalmışken her naneyi kafaya takmamaya karar verdim ve güzel olan şey kafaya takmamayı da becermeye başladım. mesela bugün kısa bir süre çikolata kaplı gofretin çikolatasının az gelmesine takıldım. sonra demokrasilerde çağrelerin tükenmediği totolojisini hatırlayıp gofreti krem çikolataya batıra batıra yedim. kaanla seçkinin evlenmesine kıl olup "seni zevksiz kaan, allah belanı versin, bula bula onu mu buldun, beni alaydın allahsız keş" diyenlere ya da bu yorumu yapanlara kıl olup "sana ne kardeşim allah mesut etsin, sen kendi evlenmene bak, evde kaldın kız kurusu seni" diyenlere bile güldüm geçtim, o derece.
diyeceğim ekmek bulmadıysan kuruvasan (bi nevi beypazarı kurusu) yahut çikolatalı gofret yavan geldiyse krem çikolataya bandıra bandıra yiyiver. bak mesela kendimim diye demiyorum ben öyle yapıyorum.
bi trend var ya hani blog gönderisinin sonunda başkası yorum yapmadan ilk ben yapiyim kabilinden; "biliyorum şok saşma oldu" yahut "uzun oldu ama idare ediverin gari", "biliyorum pek anlaşılır olmadı ama anca bu kadar anlatabiliyorouum" filan gibi. yani sen demeden ben diyim hatamı/kusurumu. farkındayım durumun, herşey kontrol altında, bi dahakine daha iyisini yapıcam söz gibi özürümsel bi sevimli görünme çabası. işte o manada bi laf edip "şimdi saçma oldu yazdıklarım farkındayım." yazabilirdim ama yazmadım! neden derseniz o lafları edecek kadar özgüvensiz bi sümsük olduğumdan değil bilakis durumu peşin peşin başlıkta ifade ettiğimden.
sözün özü, siz siz olun panik yapmayın, havalar güzelken çıkın dolaşın panik geçer atak kalır belki ama panikle atak yanyana gelmedikleri sürece bi sakıncası yok kanımca. kendinize iyi bakın. organik besin tüketin.
öptüm gözlerinizden.
ama olmadı, beceremedim. ben yapamadım, herkes bi şey oldu anne, ben olamadım.
kafamın iyice dağıldığı, dağıldıkça bazı noktaların netleştiği ve odağımın belli olduğu şu günlerde öyle kıpır kıpırım ki. sanki yarın tatile çıkacak görmediğim bi memlekette muhteşem şeyler yaşayacakmış gibi, ya da doğumhaneye girip yanında minik bir bebeyle yepyeni bir insan olarak çıkacakmış gibi. bahardan mı, güneşte fazla kalmaktan mı, şuursuzlara şuur dağıtacak olmaktan mı acep? yoğusam kafayı direk yemeyip hafif hafif sıyırmakta olduğumdan mı bu masal dünyasında gibi sisler arasında yaşayışım?
yine de şu şuur meselesini abarttım mı ne? evet abarttım. hayatımın yepisyeni bir dönemine girmeme bu kadar az kalmışken her naneyi kafaya takmamaya karar verdim ve güzel olan şey kafaya takmamayı da becermeye başladım. mesela bugün kısa bir süre çikolata kaplı gofretin çikolatasının az gelmesine takıldım. sonra demokrasilerde çağrelerin tükenmediği totolojisini hatırlayıp gofreti krem çikolataya batıra batıra yedim. kaanla seçkinin evlenmesine kıl olup "seni zevksiz kaan, allah belanı versin, bula bula onu mu buldun, beni alaydın allahsız keş" diyenlere ya da bu yorumu yapanlara kıl olup "sana ne kardeşim allah mesut etsin, sen kendi evlenmene bak, evde kaldın kız kurusu seni" diyenlere bile güldüm geçtim, o derece.
diyeceğim ekmek bulmadıysan kuruvasan (bi nevi beypazarı kurusu) yahut çikolatalı gofret yavan geldiyse krem çikolataya bandıra bandıra yiyiver. bak mesela kendimim diye demiyorum ben öyle yapıyorum.
bi trend var ya hani blog gönderisinin sonunda başkası yorum yapmadan ilk ben yapiyim kabilinden; "biliyorum şok saşma oldu" yahut "uzun oldu ama idare ediverin gari", "biliyorum pek anlaşılır olmadı ama anca bu kadar anlatabiliyorouum" filan gibi. yani sen demeden ben diyim hatamı/kusurumu. farkındayım durumun, herşey kontrol altında, bi dahakine daha iyisini yapıcam söz gibi özürümsel bi sevimli görünme çabası. işte o manada bi laf edip "şimdi saçma oldu yazdıklarım farkındayım." yazabilirdim ama yazmadım! neden derseniz o lafları edecek kadar özgüvensiz bi sümsük olduğumdan değil bilakis durumu peşin peşin başlıkta ifade ettiğimden.
sözün özü, siz siz olun panik yapmayın, havalar güzelken çıkın dolaşın panik geçer atak kalır belki ama panikle atak yanyana gelmedikleri sürece bi sakıncası yok kanımca. kendinize iyi bakın. organik besin tüketin.
öptüm gözlerinizden.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)