çabukkkkkk. çabuk olun, acele edin. bakın ben nasıl da hızlı hızlı yazıyorum hayata yetişiyim diye. o kadar acele yani. hemen hemen hemen. çabuk çabuk çabuk. hayat çok hızlı valla. bakın size hayatın hızla aktığına baharın geldiğine inandırmak için yemin ederek 10 sn daha kaybettim.
vermem gereken 7 kilo, çevirmem gereken bisiklet pedalı, tamamlamam gereken kitap/lar, makaleler, oğlumla oynamam gereken oyunlar, hazırlamam gereken dersler, temizlemem gereken ev, asmam gereken çamaşırlar vs için o kadar koşturmam lazım ki. alice'deki tavşancık gibi geç kaldım, geç kaldım modunda oradan oraya koşuyorum. geç kalma telaşıyla kafam dağılıyo, iş verimim düşüyo bi taraftan.
ama geç kalmışlık, işleri yetiştirememe duyguları, çok iş üstlenme, kafada plan üstüne plan kurma gibi alışkanlıklarımla daha da artıyor. bahar daha bi azim veriyor. doğduğum ay. doğduğum güne yaklaştıkça içimdeki kurtlar daha bi hareketleniyor. hareketlendikçe de işler yerinde saymaya başlıyor. kitapta 1 sayfa bile ilerleyemiyorum. yarım kilo bile veremiyorum.
kalp atışlarımı yavaşlatıp, sakin sakin yapmalıyom bu işleri; y a v a ş y a v a ş y a v a ş y a v a ş...
yabancı başlık yazmayı marifet sanmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yabancı başlık yazmayı marifet sanmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Mart 2012 Pazartesi
12 Aralık 2011 Pazartesi
ay em dıh pesincır
yoldayım. ankara yolları. genellikle beni mutlu günlerime götüren yollar. 93 yılından beri gelip gittiğim yollar. dostla, sevgiliyle, kuzenle, yalnız, otobüsle, dolmuşla, otomobille gittiğim yollar. canım okuluma, canım evime, canlarıma kavuşturan bazen de onlardan uzaklaştıran yollar. ilk yıllarda walkmenden kaset dinleyerek, kitabımı okuyarak kat ettiğim yollar şimdi internette gezinebildiğim, radyoodtümü dinleyebildiğim, film izleyebildiğim, neredeyse koltuğumu ofise çevirebildiğim konforda. 93 ten beri..yani 18 yıl olmuş...altınım büyümüşsün ve artık yaşlanmaktasın diyor bi ses. hem sevinçliyim hem de hüzünlü...
27 Aralık 2009 Pazar
illallah

metis'in bu sene ki ajandasının teması "inanmama hakkı", başlık "illallah". bayıldım diycem tek kelimeyle. bütün yıl birlikte olucaz. içinde minik minik notlar, alıntılar filan var. zaman zaman deyinicem onlara. sanıyorum yıl içinde konuşulacak zaten orda burda.
kısaca çok başarılı bi çalışma olmuş. hazırlayanlardan allah razı olsun.
17 Ekim 2009 Cumartesi
I'M NOBODY! WHO ARE YOU?

I'm nobody! Who are you?
Are you nobody, too?
Then there's a pair of us — don't tell!
They'd banish us, you know.
How dreary to be somebody!
How public, like a frog
To tell your name the livelong day
To an admiring bog!
Emily Dickinson
şiir gücü az kelimeyle _ve hatta sizin her gün her türlü kirli işlerinizde kullandığınız kelimelerle üstelik_ çok şey anlatabilmesi, yüreğe dokunabilmesi. helal olsun yazanlara.
Are you nobody, too?
Then there's a pair of us — don't tell!
They'd banish us, you know.
How dreary to be somebody!
How public, like a frog
To tell your name the livelong day
To an admiring bog!
Emily Dickinson
şiir gücü az kelimeyle _ve hatta sizin her gün her türlü kirli işlerinizde kullandığınız kelimelerle üstelik_ çok şey anlatabilmesi, yüreğe dokunabilmesi. helal olsun yazanlara.
19 Eylül 2009 Cumartesi
I can't do this all on my own

comedy smart scrubs'ın birinci sezonunu vermeye başladı. daha önce izleyemediğim ilk sezon ilk bölümü bile görme şansım oldu. geçmişe götürdü beni, hem keyifli hem de sıkıntılı ankara günlerine... zavallı bir doktora öğrencisiyken izliyodum scrubs'ı. JD ile özdeşleştirmiştim kendimi. o kadar zavallı hissediyormuşum demek kendimi. hüzünlendim.
eski günler için lazlo bane'den gelsin:
19 Ağustos 2009 Çarşamba
oh my darling oh my darling oh my darling clementine
21 Temmuz 2009 Salı
Thessalononiki

selanik denilen yer bildigin Izmirmis. sicak ayni sicak, evler, insanlar, binalar benzer. sahil kenari sanki alsancak. daha once transit gecip hicbi sey gorememistim, ama bu geliste oldukca begendim. atanin evine gittik ama kapanmisti. sonraki gunler bakicaz. aksam sahilde biramizi icip sohbet ettik arkadasimla. sapsalliklarimiza gulup, gelecek planlari yaptik, projelerimizi konustuk. kongre? o da fena degil. dun sunumumu yaptim. iyi gecti. ilk gun sunum zaten en iyisi bence. sonra bi rahat oluyosun.
iste budur durum.
selanik muhabiriniz bildirmeye devam edecek.
18 Temmuz 2009 Cumartesi
I am the passenger
yine düşüyorum yollara. bu kez daha uzağa. oğluşumdan ayrı yaklaşık bir hafta uzaklarda olucam. ondan ilk kez bu kadar uzak olucam... annesi babası olmadan geçireceği en uzun süre şu ana kadar...
ardından oğluşu alıp yakınlara gideceğiz.
belki arada bi yerlerde yazarım blog. kendine iyi bak.
I am the passenger
and I ride and I ride
ardından oğluşu alıp yakınlara gideceğiz.
belki arada bi yerlerde yazarım blog. kendine iyi bak.
I am the passenger
and I ride and I ride
16 Temmuz 2009 Perşembe
Les Jours Tristes

bayıldığım bir şarkıyı sözsüz olarak koymuş afet-i devran bugünkü yazısında. sözleri de beni gaza getirmiştir çoğu zaman. ben de sözlerini de yazayım, bizim etkileşimli yazışmalar devam etsin yine :)
It's hard, hard not to sit on your hands
And bury your head in the sand
Hard not to make other plans
and claim that you've done all you can all along
And life must go on
It's hard, hard to stand up for what's right
And bring home the bacon each night
Hard not to break down and cry
When every idea that you've tried has been wrong
But you must go on
It's hard but you know it's worth the fight
'cause you know you've got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
Don't be afraid of what they'll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day
It's hard, hard when you're here all alone
And everyone else has gone home
Harder to know right from wrong
When all objectivity's gone
And it's gone
But you still carry on
'cause you, you are the only one left
And you've got to clean up this mess
You know you'll end up like the rest
Bitter and twisted, unless
You stay strong and you carry on
It's hard but you know it's worth the fight
'cause you know you've got the truth on your side
When the accusations fly, hold tight
And don't be afraid of what they'll say
Who cares what cowards think, anyway
They will understand one day, one day.
23 Haziran 2009 Salı
19 Mayıs 2009 Salı
what lies in the shadow of the statue?
her bölümün/sezonun sonunda olduğu gibi cevap verilen soru sayısı ortaya çıkan soru sayısından daha fazla oldu yine. bi sürü anlamadığım şey var, bazıları benim mallığımdan olabilir tabi ki ama yapımcıların en başından beri amacı da bu zaten. izlemeyenler okumasın diycem, blogu 1 kişi okuyo sadece, onun izlediğini biliyorum. sorularımı ifade etmem de bi sakınca yok demektir. bu soruları önce ekşi sözlükte yazacaktım orada hoş bi sinerji oluşabiliyor ama lost başlığı altında sayfalar dolusu entry var. baktım eskilerin hepsini okuyacak takatim yok. tekrara düşme kaygısıyla buraya karalayım dedim:
en temel sorum: iyi adam kim, yakup abi mi yoksa öbür abi mi? yakup'un zamanında gidip kahramanlarımıza dokunmuşluğu var. bi de kardeşim olsun(!) yakışıklı buldum kendisini. ordan bi kanım kaynadı açıkçası. hele kate'nin burnuna dokunup "be good katie" deyişini kıskanmadım desem yalan olur. (ama bu durum kate dengesizinde işe yaramış mı? ı-ıhhh. nitekim adaya bileklerinde kelepçelerle düştü. yakup amcasının lafı bi kulağından girmiş bi kulağından çıkmış anlaşılan.) neyse efenim bi taraftan yakup iyi adamdır gibi geliyo amma velakin son bölümün en başındaki yakup abiyle öbür abi (adını bilmiyorum, geçti mi farkında da değilim) arasında geçen diyalogu tekrar izleyince öbür abiyi daha samimi buldum. bi derdi var abinin. adaya gelmesinler yakıp yıkmasınlar istiyo ama yakup onu pek sallamayan serseri modunda. bi de yakup sayid’in biricik nadya’sının ölümüne sebep oldu ya. acayip kıl oldum o harekete. yani kanımca sanki yakup’un kötü adam olması daha olası. tabi iyi adam kötü adam varsa. sonra çıkıp her şey siyah beyaz mı kardeşim ikisinin de iyi tarafı da var kötü tarafı da diyebilirler. lost bu çünkü.
bu sezonda ortaya çıkan başka bir soru da sevgili daniel faraday kardeşimizin soyadı. öğrendik ki daniel penny'nin baba bir ana ayrı kardeşi ve hatta eniştesi de desmond brada. beş parmağın beşi bir değil demişler, yetiştirilme biçimleri çok farklı olduğundan penny ile dan arasında dağlar var. birinin piyano çalması bile yasak varsa yoksa bilim. diğerinin gençliğini bilmiyoruz ama sonunda çulsuz desmond brada ile birlikte denizlere yelken açıyor. neyse... merak ettiğim babanın soyadı widmore annenin soyadı hawking. daniel kardeşimizin soyadı niye faraday??? son sezonda çocukluğuna gidip bu soru cevaplanacak mı? yoksa yapımcılar "the island told us" diye geçiştirecekler mi? bi de anası, babası, tanımadığı kızkardeşi hatta desmond eniştesigil aksanlı konuşurken dan kardeşim nasıl oluyorda aksansız konuşuyor?
desmond brada ve penny'den bahsedince aklıma geldi. bu aşklarıyla bizi ağlatan çift aşklarının meyvesine çarli ismini vermişler. sanırım ilk kez benjamin penny'i öldürmeye gelince duyduk. babasıyla bir ilişkilerinin olmadığını ifade etti hatta orada penny. o zaman charles'in charlie'si değil bu charlie. demek ölümüne dakikalar kala avcuna "not penny's boat" yazan hobbit çarli'den dolayı bu ismi vermişler. (türk tv yıldızı maymun çarlinin adını verecek halleri yok heralde).
daha soru çok. kısa kısa yaziym:
loophole denen şey ne? neden öbür abi eline bıçak/tabanca/tüfek/taş alıp direk öldüremiyor yakup'u?
yakup'un kulübesindeki köpek resmi vincent mı?
çok merak ettiğim şeylerden biri miles'a amerikada 3.2 milyon dolar teklif eden ve ajira uçağında da yer alan korkunç tipli adam kim? amacı ne?
daha sorumlarım var. yazacak durumum yok şu an. bi daha izliyim de sonra yazayım bari. belki cevapları bulurum. ya da yeni sorularım olur :)))
en temel sorum: iyi adam kim, yakup abi mi yoksa öbür abi mi? yakup'un zamanında gidip kahramanlarımıza dokunmuşluğu var. bi de kardeşim olsun(!) yakışıklı buldum kendisini. ordan bi kanım kaynadı açıkçası. hele kate'nin burnuna dokunup "be good katie" deyişini kıskanmadım desem yalan olur. (ama bu durum kate dengesizinde işe yaramış mı? ı-ıhhh. nitekim adaya bileklerinde kelepçelerle düştü. yakup amcasının lafı bi kulağından girmiş bi kulağından çıkmış anlaşılan.) neyse efenim bi taraftan yakup iyi adamdır gibi geliyo amma velakin son bölümün en başındaki yakup abiyle öbür abi (adını bilmiyorum, geçti mi farkında da değilim) arasında geçen diyalogu tekrar izleyince öbür abiyi daha samimi buldum. bi derdi var abinin. adaya gelmesinler yakıp yıkmasınlar istiyo ama yakup onu pek sallamayan serseri modunda. bi de yakup sayid’in biricik nadya’sının ölümüne sebep oldu ya. acayip kıl oldum o harekete. yani kanımca sanki yakup’un kötü adam olması daha olası. tabi iyi adam kötü adam varsa. sonra çıkıp her şey siyah beyaz mı kardeşim ikisinin de iyi tarafı da var kötü tarafı da diyebilirler. lost bu çünkü.
bu sezonda ortaya çıkan başka bir soru da sevgili daniel faraday kardeşimizin soyadı. öğrendik ki daniel penny'nin baba bir ana ayrı kardeşi ve hatta eniştesi de desmond brada. beş parmağın beşi bir değil demişler, yetiştirilme biçimleri çok farklı olduğundan penny ile dan arasında dağlar var. birinin piyano çalması bile yasak varsa yoksa bilim. diğerinin gençliğini bilmiyoruz ama sonunda çulsuz desmond brada ile birlikte denizlere yelken açıyor. neyse... merak ettiğim babanın soyadı widmore annenin soyadı hawking. daniel kardeşimizin soyadı niye faraday??? son sezonda çocukluğuna gidip bu soru cevaplanacak mı? yoksa yapımcılar "the island told us" diye geçiştirecekler mi? bi de anası, babası, tanımadığı kızkardeşi hatta desmond eniştesigil aksanlı konuşurken dan kardeşim nasıl oluyorda aksansız konuşuyor?
desmond brada ve penny'den bahsedince aklıma geldi. bu aşklarıyla bizi ağlatan çift aşklarının meyvesine çarli ismini vermişler. sanırım ilk kez benjamin penny'i öldürmeye gelince duyduk. babasıyla bir ilişkilerinin olmadığını ifade etti hatta orada penny. o zaman charles'in charlie'si değil bu charlie. demek ölümüne dakikalar kala avcuna "not penny's boat" yazan hobbit çarli'den dolayı bu ismi vermişler. (türk tv yıldızı maymun çarlinin adını verecek halleri yok heralde).
daha soru çok. kısa kısa yaziym:
loophole denen şey ne? neden öbür abi eline bıçak/tabanca/tüfek/taş alıp direk öldüremiyor yakup'u?
yakup'un kulübesindeki köpek resmi vincent mı?
çok merak ettiğim şeylerden biri miles'a amerikada 3.2 milyon dolar teklif eden ve ajira uçağında da yer alan korkunç tipli adam kim? amacı ne?
daha sorumlarım var. yazacak durumum yok şu an. bi daha izliyim de sonra yazayım bari. belki cevapları bulurum. ya da yeni sorularım olur :)))
17 Mayıs 2009 Pazar
they're coming!!!
offf diyorum şimdilik...sorularımla geri dönücem.
aşağıdaki video 6. sezona ilişkin acayip spoiler içeriyor. izlemeden önce bi kez daha düşünün.
aşağıdaki video 6. sezona ilişkin acayip spoiler içeriyor. izlemeden önce bi kez daha düşünün.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
