mam-ma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mam-ma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2011 Çarşamba

sözümüz söz! (konulu foto 2. bölüm)

canlar,
konu yemek olunca jewelım en erken davranan oldu. kendi e annesi kadar beceikli olduğunu anladığımız kuzenin marifetlerini sergileyerek ağzımın sularını akıttı sabah sabah.

bendenizin fotosu budur:
gördüğünüz foto pazartesi akşamı oğluşun akşam yemeğine aittir; havuç çorbası, pilav ve köfte. foto çorbaya başlama üzere çekilmiş olup oğluşun parmacıkları da karede ver almıştır. oğluşa yaramıştır inşallah diyor ve piksize dönüyorum.

16 Ekim 2009 Cuma

krep

krep olayında kendimi geliştirme azmindeyim. dün akşam üzeri yine denedim bu kez sıvılardan katılara doğru bir karışımla (ben adamı anlaşılmaz türkçe'mle döverim beaaaaa). fena olmadı. oğluşuma güzel güzel mam-malar hazırlama yolunda ilerliyorum.

11 Ekim 2009 Pazar

görmemiş bi krep yapmış, tutmuş tarifini bloga koymuş

dün sabah krep yaptım. bu sefer fena olmadı. aldığım tarifi biraz değiştirip aşağıdaki malzemeleri kullandım. tarifi bulduğum yer önce unla yumurtayı karıştırın diye anlatmış. ama önce sıvı malzemeleri karıştırmak daha iyi olur sanırım. bi daha ki sefer sıvıları önce karıştırıp sonra unu azar azar yedirme şeklinde denemeli. bu ölçülerle gayet kıvamında ve havada çevrilebilir bi karışım elde edilebiliyor tavsiye ederim.

malzeme:
2 bardak un
3 bardak süt
1 yumurta
biraz tereyağı
3 yemek kaşığı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı toz şeker
1 çay kaşığı tuz
bi pinçik kabartma tozu

bu arada bu yazıyı yazmaya utandım biraz. koskoca çoluk çocuk sahibi kadın kalkmış uyduruk bi krep tarifi vermiş gibi oldu ama ne yapiym: hıdır elimden gelen budur. portakallı ördek pişirmeyi biliyo olsam inanın onu vermeyi tercih ederdim (verdiğim örneğin bile portakallı ördek klişesini geçememesi sanırım bu konudaki becerilerimi ortaya koyuyo).
yiyelim, semirelim, bu dünya kimseye kalmaz diyor tombiş göbişinden öpüyorum blog.

25 Eylül 2009 Cuma

acı çekmek özgürlükse...


şu aralar öğlenleri yemekhanede, akşam evde yemeklere (özellikle çorbalara) bol bol pul biber atasım var. o acı tanelerin ağzımı tatlı tatlı (!) yakışı bana yaşadığımı hissettiriyo, bu da çok hoşuma gidiyo. yalnız acı biberin her halini sevmiyorum. örneğin pişmiş yeşil acı biber yemek borumu yakıyor ve sanırım mideme de zarar veriyor. sadece pul biber favorim.
bunun bi de gümrüğü var denir ya, işte o kısmı düşündürüyor. şimdilik bi sorun yaşamıyorum ama bu biber hareketinin sonunun pek iyiye gitmediğini hissediyorum. genetik olarak sülalemin Basurlulara dayandığı ve dahi benim hamilelikte 19 kilo alacak kadar (bi maşallah deyin) yediklerimi kısmadığım düşünülürse, sanırım yakın gelecekte bu hareketi bırakmam gerekecek.

neyse ilginç olan acının tatlı gelmesi. acı çekmekten zevk almanın bir boyutu bu sanırım.