15 Nisan 2009 Çarşamba

berberin çocuğu mu, kasabın çocuğu mu?

aylar sonra babanneme uğradık bugün oğluşumla beraber. hem şaşırdı hem sevindi ziyaretimize. her gidişimde olduğu gibi daha da yaşlanmış buldum onu ve yine her gidişimde olduğu gibi daha sık uğramalıyım diye düşündüm...

oğluşum saçını çok uzun buldu babanniş (2 gün önce uçlarından aldım halbuki). "biraz kestir hava alsın" dedi. "berberin çocuğumu büyümüş kasabın çocuğu mu?" diye sordu sonra. sesinin melodisinden cevap belliydi; berberin çocuğu büyümüş tabi. de bakalım berber çocuğunun saçını kesti mi? terzi kendi söküğünü dikemez misali kesmemiştir belki çocuğunun saçını. aynı durumdan kasap da bebişine et verememiştir, o yavrucak proteinsizlikten büyümemiştir belkim?
hani berber paradoxunun yaşandığı bi memleketse, berberin çocuğu da kasabın çocuğu da kendi kendini traş edemeyeceğinden her ikisi için de iş berbere düşecektir. berberin de her traş ettiği kişiye eşit muamele ettiğini varsayarsak teori anında çökecektir.
bu durumda berberin çocuğu neden daha çok büyüyo? ahh babannem ah!!!anne karnında beslenmesi var, evde kaçıncı kardeş olduğu var, iklimi var, genetik faktörleri var, varoğlu var. hadi ikisi de hizmet sektörü olduğundan sosyo ekonomik düzeyi aynı desek birine mısırdaki dededen miras filan kalmış olabilir pekala. ya da berberin karısı velet karnındayken dayamıştır mozartı mozart etkisi olmuştur di mi ama. neyse uzatmadım konuyu tabi.
amannnnnnn işte böyle bugün durumlar.

harika çocuk!!!!


türkiye'nin "harika çocuğu". oldukça başarılı, bir o kadar mütevazı. utangaç sanki... bir ömrü müzikle geçirmek, yaptığı işle insanların yüreğine hitap edebilmek ne güzel şey!!! sesiyle ya da enstrümanından çıkan sesle beni alıp farklı dünyalara götüren insanlara bana hissettirdiklerini anlatabilseydim keşke.
idil biret konseri vardı kentimde. tüm salonu kendine hayran bıraktı dakikalarca notalara bakmaksızın güvercin gibi piyanonun tuşlarında gezinen elleriyle çaldığı eserlerle.
teşekkürler harika çocuk!!!


14 Nisan 2009 Salı

başlangıç

UMUŞ

Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır..

Parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın..
Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın...
Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır.
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

Nedensiz bir çocuk ağlaması bile,
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır...
Edip Cansever

Bu şiir besmelem olsun benim diye düşündüm. Besmelesiz başlamak olmaz di mi?
böyle başlangıç yaptım işte. durdum durdum bugün başladım yazmaya. daha doğrusu müstakil bir bloga bugün çıktım desem daha doğru olur. bi süredir düşünüyodum zaten. farklı farklı benlik(!)ler barındırıyorum ya; bi taraftan anne, bi taraftan abd başkanı, bi taraftan evlat, bi taraftan hoca... gibi. bu benlikler bi potada eriyo erimeye ama mesela oğlumla ilgili yazdığım blogda canımın sıkıntısını anlatıp depresif depresif şeyler yazmam çok uygun olmuyo. kendimi ifade edecek başka bi mecram olmalı diyordum. ne oldu da bugün başladım? ne bilim bi dönüm noktası lazım işte. sanırım bugün ikinci türev sıfıra eşit oldu da ondan geldi bu işler başa :). bi blog diyalogu yaşadık EGEC'le onun da biraz etkisi oldu galiba.
bugün abdmiz için pasta kestik okulda. 5 kişi olduk. çok yakın bi zamana kadar "abd başkanıyım ama abd deki tek kişi benim" den ibaret olan başkanlık durumum bazı sorumluluklar ve angaryalarla birlikte gerçeklik kazandığını hissettirmeye başladı. abd başkanlığının(bundan böyle obamalık diyim ben buna) hayatımı daraltmaya başlaması da yazma isteğini kamçıladı sanırım.
yine de bi çocuğum oldu diye bakmalıyım sanırım:
iy ki doğdun imö!!!!